31 Mart 2008 Pazartesi

-.-.-.-THE END-.-.-.-

Hepinize sıcacık merhabalar arkadaşlar..

Leyya Ablam blog alemini özel sebeplerden ötürü bıraktı.
Eğer kandırabilirsem bir zaman sonra inşallah geri döner..

Sevgiler Lulu...

19 Mart 2008 Çarşamba

eğer hastaysanız kek yiyin..iyi gelir)

öncelikle herkesin mevlid kandilini kutluyorum....
yıllar var ki böyle bir gribe yakalanmamıştım.benim gibi tescilli bir hiperaktifi bile yatağa düşüren cinstendi.tabii arada derede yine elimden geleni ardıma komadıysam da şimdilerde yatarak geçirdiğim bir kaç günü telafi etme çabasındayım))hastanın canı çorba ister diye bir genelleme duymuştum ama gerçekliği konusunda ciddi şüphelerim var zira benim canım sadece tatlı istedi o dönemimde.. ve mesela yukarıda gördüğünüz bol tahinli kurabiyelerin de pekala sıcacık bir çorba kadar içinizi ısıtabildiğine yakinen şahit oldum..tabii sırf, sadece benim için pişirilmiş olmaları bu sıcaklığa katalizör etkisi yapmış olabilir..acaba insan şımarınca vücut sıcaklığı artıyor mudur?

bu kurabiye olayı dün gerçekleşti..sabah kalktığımda yüreğimde değilse bile damağımda bıraktığı tat çoktaaan silinip gitmişti.ve yerini dolduracak birşeyler aranırken aklıma ailemizin fahri amcasının keki geliverdi...bana kek sevdiren bu tarifi sayısız kereler ve de değişik eklemelerle hatırlayamadığım defa pişirdim.ama hiçbiri bunun kadar lezzetli gelmedi bana.sanırım iştahsız geçen günlerin sonunda bundan daha iyi bir seçim olmazdı benim için))



çünkü sabah beri gidip gelip bir ısırık alıyorum...cenkbeyin tarifine ek olarak ben içine meyve şekerlemeleri ve bolca hindistan cevizi kattım bu kez...(biliyorum bu da deli kızın çeyizi gibi oldu))ama güzel de oldu..




bu da daha evvelki denemelerimden biri.onu abartmadım sadece evde kendi yaptığım portakal şekerlemelerinden eklemiştim hamuruna..herhaliyle çok sevdiğim bu kekle tanışmama vesile olduğu için yine tşk ediyorum cafefernando'ya ...
ayrıca kek tarifi için buraya tıklayınız

16 Mart 2008 Pazar

mini mini minyatürler...



fena halde gribim.bademciklerim birbirine yapışmış durumda.madem konuşamıyorum iki yazayım da içim rahatlasın dedim))deli kızın çeyizi gibi neyim varsa aldım geldim ;üstteki mantar sote ailecek sevdiğimiz bir yemek.bilirsiniz işte,mantar,kuşbaşı et,soğan, salça ,domates biber ve az da kekikten ibaret....




geçen hafta kursta çok az kişiydik..hocam bana 'gel seni bir yere götüreceğim' dedi..düştüm peşine..binanın dışına çıktık ..ohh hava ne güzel!!arkaya dolandık...ben hala lay lay lomm!!!ortam giderek ıssızlaşıyor,ben hala hocanın ardısıra kurbanlık koyun gibi....ama artık içimde bi takım şüpheler dolaşmaya başlamış...nere gidiyoruz? bana neler olacak ?aman Ya Rebbim....sıvışsam mı acep?yok canııım ayıp olur !! hoca kendinden emin hala yürüyor,bense arkada acil durum çıkış kapısını arayan bi tip))neyse gide gide kursun arkasında çiçek açmış sekiz on tane erik ağacının yanına gittik.hoca güzellikten başı dönmüş,şunların güzelliğini bir bak ....... diyor.ben de güzellik görecek hal mi kalmış))neyse iki kem kümden sonra toparlandım hatta erik ağaçlarının çiçeklerinden bile yedim hocanın ''şifa niyetine'' tavsiyesi üzerine...birkaç daldan da numunelik alıp sınıfa getirdik.(valla ben koparmadım hoca kopardı onları))



evde kendi başıma yaptığım bir çalışma bu .henüz tamamlanmadı aslında)
bu en çok severek çalıştığım minyatürüm ama herşey o kadar küçük ki ayrıntıların görünmesi için oldukça profesyonel bir makine lazım..gelecek on yıllık planlarım arasında iyi bir makine almak var .. bir daha yayınlarım o zaman)




bu ilk altınlı çalışmam.adamımın kafasında kolunda ve atın ıvır zıvırlarında kullandık altını..( yoksa koşum takımı mı denir bilmiyorum kii)




bu farabi ve talebeleri...dediğim gibi iyi bir makine gerekli resimlerin ayrıntılarının görünmesi için..şimdilik bu kadar....çok güzel iki osmanlı lalesi çalışıyorum bu sıralar...







9 Mart 2008 Pazar

kabak mabak, ebru mebru...


biliyorum fazla ara verdim.ama bilirsiniz işte olur arada böyle fetret dönemleri.feyzacım hu huuu!yemek pişirmiyor musun deyince gülümsedim))nerdeee!!var mı öyle bir lüksümüz?

belki pc başına oturup bir kaç satır yazmak ötelenebilir ama mutfak,asla!!



geçen haftaların birinde yine rutin cuma toplantılarımızdan biri için adını hatırlayamadığım bir yemek sitesinde görüp ,halis muhlis kendi bahçemizin kabağıyla denediğim balkabaklı pasta...enteresan bir tat oldu .ama aynı gün masada kabak türevi üç tatlı bir arada olunca bizim tatlı da kabak tadı verdi) bu işe bir çekidüzen vermemiz gerektiği gerçeğini gözardı edemedik daha fazla.(ama ama ama ben bu şekilde birbirimize sürpriz yapmayı seviyorum)))

hadi keki nasıl yaptığıma geçeyim;

pandispanya;

4 yumurta

1 su bardağı şeker

1 su bardağı un

1 su bardağı nişasta

1 kabartma tozu

ötükü malzemeler;

yiye yiye bitiremediğiniz kabak tatlısından artakalanlar)(şöyle böyle yarım kg kadar pişmiş haliyle tabii)

2 pk krem şanti (biri kabakla karışacak , öteki de üzeri için )

üzerini süslemek için evde ne varsa artık...


bildiğimiz usulle, yumurta ve şekeri bolca çırptıktan sonra bir kapta harmanladığım kuru malzemeleri eleyip , yumurta şeker ikilisine tahta kaşık yardımıyla yedirip 170 derecede pişirdim.

kek bir köşede soğurken daha evvel kabak tatlısı olarak pişirip artık gına geldiği için bitiremediğimiz kabakları alıp önce blender ile sonra da beğenmeyip çatalla ezdim.(eşim bensiz aldığı için hiç sevmedim bu blenderı..neyse ailevi mes'elelere girmiyim şimdi o ikimizin arasında)))ezdiğim kabaklara sanırsam güzel olur düşüncesiyle bir paket usulune uygun çırpılmış krem şantiyi ekleyip bu ikiliyi de 2 kat kesip sonra beğenmeyip üçe böldüğüm kekin aralarına sürdüm.tabii sütle ıstattıktan sonra..(bu aralar çok kararsızım))

ara katları ve üzerini şantili kabak karışımıyla kapladıktan sonra bir süre buzlukta beklettiğim pastayı alıp bir de şantiyle kapladım .üzerini de evde ne varsa bi avuç döküp şekil yaptım..

görüntü olarak öteki kabak tatlılarının yanıda pirensesler gibim dursa da yerken öğğğk yine mi kabak filan olduk yanii)))

bu arada kabak tatlısı kesmedi beni gittim teknemi açıp bir de ebru yaptım hafta sonunda.nasıl özlemişim anlatamam...önce kitreyi kokladım hasretle...doymadım! gittim öd kokan boya kavanozlarına daldırdım burnumu...(öteden beri bir koklama merakım vardır,hatta amonyak koklarken bayılmışlığım bile vardır..Allahtan o sırada yanımda nuri alço değil,fen bilgisi öğretmenimiz vardı)..ebru yapmayanlara dayanılmaz gelen o öd kokusu, beni uçurdu ..hani şu eski türk filmlerindeki ''amca yoksa siz benim babam mısınız ?''sahnesindeki ayşecikler gibiydim))



işte bunlar da teknemden çıkanların küçücük bir bölümü...








1 Mart 2008 Cumartesi

susamlı tavuk



şu sıralar pek de keyfim yerinde değil...çok sevdiğim yazmak bile üşenilesi bir faaliyet oldu.bir evvelki yazıma yorum bırakan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum,onlara mukabele edemediğim için mahçubum.arşivimde bir kaç hafta evvel yazıp yayınlamadığım bu susamlı tavuklar vardı yazı da hazırdı..ee bu seferlikte böyle olsun..kalın sağlıcakla...
********************
susama bayıldığımdan bu tarifi görür görmez tam benlik dedim.simiti bile sırf üzerindeki susam için yediğimi söyleyebilirim.. ama dün fırında görüp fena fikir değil diyerek aldığım üzeri ayçekirdeğinin içiyle kaplanmış simitte hiç fena değildi.hoç şu ayçekirdeklerin içini hangi yöntemle çıkardıklarını hala çözmüş değilim.umuyorum ki bildiğimiz hani şu tüüüü!!diye kabuğunu ağzımızla bertaraf ettiğimiz yöntem değildir:)))yok canııım asla değildir!!!
neyse susamlı tavuğa dönüyorum, belki hala böğğğk!! olmadan okumaya devam edebilenler vardır))bir defa en çok hoşuma giden şey susamın kızgın yağda öyle hemen yanmayıp rengini inatla korumasıydı.. bir kısmını galete ununa bulayıp kızarttığımda galete ununun hemen yanıp renginin koyulaştığını görünce keşke hepsini susamlı yapsaydım dedim.




oğlum da benim gibi düşünmüş olmalı ki ilk bakışta hmmm deyip eliyle çok güzel işareti yapınca dur! dedim sakın kıpırdama ama ne mümkün hiper annenin oğlu durur mu?makinemle döndüğümde tabağını servise hazır hale getirmiş ama sol eli yayılmakla birlikte hala aynı pozisyondaydı)))sağı dursa solu durmayan tip..




malzeme listesinde;


iki adet tavuğun göğüs eti (şeritler halinde kesilmiş)


iki yumurta (çırpılmış)


bir buçuk su bardağı kadar un ,iki çorba kaşığı nişasta ,bir tatlı kaşığı kadar köri (üçü de aynı kapta harmanlanacak)


booolca susam




şerit tavuk etlerini önce una, ardından yumurtaya , ardında da susama bulayıp kızgın yağa atıyoruz.susamlar sararmaya başladıklarında pişmiş demektir..tabii bu aşama öyle anlatıldığı gibi kısa olmuyor..el çabukluğunun yanı sıra biraz da mangal gibi yürek istiyor:))ocağa damlayan yumurtalar, poffflayan unlar,tencereden sıçrayan kızartma yağları filan olayın sonrasını biraz zahmetli hale getirse de eğer karnınız açsa ve malzemelerin kombinasyonundan harika bişey çıkacağı hayaliyle çalışıyorsanız hiçbiri dert değil...en azından doyuncaya kadar:)))


eğer benim gibi alengirli işlere gelemiyorsanız aslında eti şerit halinde kesmeyip bütün halde de aynı işlemlerden geçirip pişirebilirsiniz.ben ertesi gün kesmediğim biftekleri aynı yöntemle kızarttım.tavuk kadar kısa sürede pişmedi elbette...görüntü olarak çok cazip gelmese de tadı neffisti diyebilirim.


25 Şubat 2008 Pazartesi

sebzeli tavuklu sobeeee

araya bir de sebzeli tavuk sıkıştırarak sobemi cevaplıyorum..az evvel yedik.ben sabahtan beri aç,çocuklar okuldan gelmiş açlar...yemek yerken oğlum habire konuşuyordu ama ben o kadar acıkmışım ki onu duymuyordum bile:))gözlerim ancak tepeleme bir tabak yedikten sonra etrafı seçebilmeye başladı.
tavuk butları,biraz da göğüs eti kuşbaşı doğranmış
mantar, bezelye,brokoli,karnabahar,havuç,patates(esas oğlan:))
az zeytinyağ,muskat,biberiye çay kaşığının yarısıyla sarmısak tozu,tuz
hepsini fırın tepsisinde harmanlayıp üzerini başka bir tepsiyle kapatarak önce buharıyla pişirdim son 10 dakikasınıda da üzerini açarak kızarttım.muskat ve sarmısak tozu pişerken bile kokularıyla ne kadar leziz bir şey olacağını haykırıyorlardı.netekim kuru gürültü değilmiş.enfes bir tad oldular hepsi birlikte.

şimdii sobeme geçiyorum;

yazılarını okumaktan güyük keyif aldığım sevgili aycak sobelemiş beni.teee bir ay olmuş sobeyeli ben anca farkettim.tosbağayımdir biraz yaaa:)) (bunu aşağıdaki hakkımdaki 7 gerçek maddelerinden birine eklemeliyim)


başlayalım bakalım.yine ne çıkarsa bahtıma diyerekten;



1 Blog yazmaya ilk defa ne zaman başladınız?
*blog yazmaya 7 şubat 2007 de başladım.bir yılı geçmiş yawww:))önce çokları gibi blogcuda başladım.leyya adıyla sonra acemilikler sonucu sayfamın resim kapasitesini doldurunca ,leyya2 adıyla başka sayfa açtım.acemilik hala devam edince sayfamdan blogcuya yalvadım,ağladım,sızladım ama kar etmedi.. leyya 3- 4 -5 .......şeklinde seri yapmaktansa kapasite sorunu olmayan blogspota geçmeye karar verdim...Allahtan burada sınırlama yok çünkü ben hala acemiyim:))


2- Blog yazılarınızın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor musunuz?
*yoo!hakaret,müstehcenlik,sataşma gibi kriterler dışında içimden geleni yazıyorum.hatta biraz da tarif bahane yazmak şahane tarzında yazıııp gidiyorum işte...


3- Bloğunuza yazı yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musunuz?
*eveeet:((ettiğim zamanlar oluyor tabii ki..genelde akşamları yazıyorum ve bu saatler bir sanatçının!! en verimli olduğu vakitler .işte ben bu blog yüzünden bi türlü sanat camiasına adım atamadım!!!deeermişim:))


4- Blog yazmak sizin için eğlenceli bir uğraşken, şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
*evet sormayın bir yorum bir yorum yıkılıyor buraları zaten:)))kime gideyim kime cevap yazayım bilemiyorum ayyy!:))))


valla açıkcası kimsenin leyya ne yazmış acaba hemen bir bakayım tarzında bekleyiş içinde olduğunu sanmıyorum.varsa haber versinler usanmadan her gün sayfalarca yazabilirim.hayır aslında ben okuyanlar sıkılıyordur endişesiyle kısa yazıyorum zaten:))))))))



5- Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceksiniz?

*bizim bey yeter artık kalk şunun başından demekten bıkıp bir gün hakketten bağlantımı makasladığında:)))ya da bilmem, bakarsınız kendim bi gün kafama sıkar giderim:)



ikincisi hakkımdaki 7 gerçek;

bu ne zor bir sorudur böyle, yıllardır herkeşlerden sakladığım gerçekleri burda ifşa mı ediyim:)))


başlayalım bakalım buna da;



1- yazarken bülbülleri gibi şakıyan ben, konuşurken bazen tutulur kalırım.eke öke keke filan şeklinde:))(bu yüzden tel sohbetlerinden çok msn muhabbetlerini severim)

2-lisedeyken ikide bir beni sınıftan kovalayan edebiyat öğretmenime inat gidip edebiyat fakültesi kazanan ,onu da son tahlilde bitirmeden çekip giden ben:))(artık inat mı hocanın ahı mı orasını bilemiyeceğim...)


3-''ayyy!ne kadar da neşelisin.senin eşin hiç yaşlanmaz'' diyenlere inceden bir gülümseyen ben,

4-hayalinde bir geleneksel sanatlar atölyesi kurmak olan ben,

5-4.maddedeki hayali için bütün harçlıklarını geleneksel sanatlar kurslarına ve malzemelerine yatıran ben,

6-hıı bir de 2 yıldır bizim kıza ayakkabı almaya gidip sonra da kendi beğendiğim ayakkabıyı alıp eve getiren,o beğenmediğinde de :)))) aaa tüh tüh vah vah bu da bana kaldı!!! şeklinde ayakkabı koleksiyonu oluşturan yine bennnn!!!bu arada bugün yeni bir çift ayakkabım oldu:))))))))))


7- umarım ev ahalisinden bu yazıyı okuyan biri çıkmaz:)))

24 Şubat 2008 Pazar

ne hafta sonuydu :))



cumadan bu yana üç gündür kısır yemekten kısır olmazsam patates yemekten yumru yumru olacağım, o da olmazsa şayet karnım bahar olacak yada brokoli...

cuma rutin cuma toplanrıları serimizin bilmemkaçıncı ayağını gerçekleştirdik.etkinlik sahibi bendeniz idim.bizim toplantının en hoş taraflarından biri soframızı elbirliği ile oluşturmamız.hal böyle olunca günlerce evvelden ne yapsam ne etsem diye beyin fırtınası yapmaya gerek olmuyor.hazırlıkları tamamlayıp tv karşısına geçip oturuyorsunuz ,misafirlerinizi rahat koltuğunuza gömülmüş hatta uzun oturur vaziyette bekliyorsunuz.. vakit tamam olup millet gelmeye başladığında gerinerek kalkıyorsunuz koltuğunuzdan..hoş beşten sonra poşetler bir bir açılıyor...heyooo! iyi ki şundan yapmışsın canım da bir istiyordu kii...muhabbetleri filan..buraya kadar herşey iyi...

şimdi olayın bu haftaki cereyan edişine geçelim;

bende, disalden görüp yaptığım koccaa bir leğen yeşil mercimekli bulgur salatası (ki yaparken farkettim ki bu kısırın yeşil mercimek eklenmiş ,lezzet dö la lezzet versiyonu) var..arkadaşın teki getirdiği tabağı ortaya çıkarınca gördük ki onda da kısır var.. bizim mercimekli kısıra kardeş gelmiş..hıh seninkinde yeşil mercimek yok diye havamı attım tabii))aynı şey tepesinde rende havuç olan mayonezli ,sarmısaklı yoğurtlu,vs... vs ..li patates salatasının başına da geldi...onlarda gürbüz ikizler oldular mı:))ee olsunlar bakalım.sofra kuruldu.





tatlı ve tuzlu tırtıl kurabiyelerimiz ( yukarıdaki tuzlular ninodan alınmadır)

su böreği sanılan(öhüm öhümm:)) oysa bildiğimiz yufkadan müteşekkil peynirli böreğimiz

patatesli kömbemiz

patatesli ikizler

kısır kardeşler





benim sabahın köründe bayıla bayıla yaptığım sonra da pörsümesin diye dolapta sakladığım brokoli&karnıbahar&bezelye&mısır&kapari&tazesoğan maydanoz vs... vs.. li salatam...

hazır yufkadan yaptığım baklavammm..''Allah hazır yufkayı bulandan razı olsun.''( bu söz lavantinden alıntı:))

bir evvelki yazımda macerasını anlattığım faciadan doğan harika kurabiyelerim...

zeytinyağlı yaprak sarması.mmmm..

akide şekerimiz bile vardı ...

herzamanki gibi yedik içtik...hamdettik..şükrettik..ardından bol bol sohbet ettik... sonunda da haftaya buluşmak üzere veda ettik...


dostlar gittikten sonra mutfağı derleme toparlama etkinliği başladı doğal olarak.mutfak kısır, patates salatası ve hatrı sayılacak derecede öteki yiyeceklerden yıkılıyor...kalanlarla bir bu kadar daha misafir ağırlanır neredeyse.. güzelce ambalaj yapıp kaldırdım hepsini .akşam, cuma günü için davat ettiğim ama çok kalabalık olacağını da eklediğim için gelmekten vazgeçen lulumu buldum msnde..yarın bize geliyorsun şeklinde emrivaki yapınca kıramadı sağolsun:))(canım canım canımmm...)





ertesi gün lulu,ben ve benim evde yalnızken mr hyde gibi azıp coşan ,biri geldiğinde ise doktor jakyll moduna bürünen iki yavrum:)))masada harika bir dörtlü oluşturduk...sınırlı sayıda konuk ağırlamak herzaman daha zevklidir.en azından konuğunuzun ne söylediğini doğru işitme ve ona yerinde ve doğru cevap verme olasılığınız çok yüksektir..bayram haftası ..yok! yazı tahtası ..olayına girmezsiniz:))







üstelik konukla aranızda yeterince samimiyet varsa onu bir de çalıştırırsınız))işte yukarıdakiler lulumun söylene söylene dertleriyle harmanlayıp yoğurduğu çikotoplar..ilk kez tattık biz çikotopu.ve bu sabah aşağıdan gelen kavga gürültü sesleri arasından uyku sersemliğiyle seçebildiğim kelimeler çikotopların bizde ne kadar sevildiğinin kanıtıydı;

_bi tane mi kaldı?

_insan hepsini yer mi?vicdansııııııııııız!!!

_keşke annem seni doğurmasaydı!!!

_anneeeeeeeee!bu hepsini bitirmiş.öldürmek istiyorum şunuuuu!!!

bu arada ötekisi de ondan geri kalmıyor ve fakat ağzı tıka basa dolu olduğu için dediklerinden hiçbirşey anlaşılmıyordu.erken kalkan devrim yapar felsefesine göre bunda tuhaf birşey yoktu bence:)))ama sen gel de ötekine anlat..

bu arada çikotop tarifini yazayım değil mi?yemek blogu ruhuna uygun olsun için;



geçmiş zamanlarda ve geçtiğimiz hafta içinde denediğim fakat neticenin hüsran olduğu bir kaç kekten kalanlar (bazılarını lulunun tavsiyesiyle buzluğa atmıştım)
yine hüsrana neden olmuş kekin süslemesinden kalan çikolata sosu
100 gr kadar bitter çikolata
dolapta kalmış biraz süt kaymağı(krema)
geçen yıldan yaptığım kullan kullan bitmeyen portakal kabuğu şekerlemeleri
fındık fıstık hindistan cevizi..


lulum kekleri ve bana robotta çektirdiği dünden kalan tırtıl kurabiyeleri karıştırma kabına aldı.hepsini iyice ufalayıp karıştırdı...sosu ısıtırken içine attığım bitterleri ve kremayı da karıştırıp ona verdim kekli karışıma ekledi onu.sonra cıvık oldu bu dedi)başka ne var dedi))gergin olduğu her halinden belli olduğu için ben ne derse yaptım valla.(tersi pistir dee:)))biraz da burçak bisküvi çektim robotta verdim eline))sonra fındık, ceviz, portakal şekerlemeleri vs(artık ne bulduysak) içine ekleyip o narin eleriyle hepsini yuvarlanabilecek kıvamda hamur haline getirip küçük parçalar aldı.onları bir güzel yuvarladı ardından da hindistan cevizi ve şamfıstığa buladıkk...buzdolabında az biraz dinlendirdik...yok böyle birşeyyyy:)))gergin mergin bize harika bir tatlı yaptı.teşekkürler lulum..

bu arada sofrada yeşim misss nino ve zeyluu nun bol bol kulaklarını çınlattık:))

21 Şubat 2008 Perşembe

can kurtaran tarifler))


Şimdi şu kurabiyeleri size çok avangard bir şekilde sunmak vardı yaa..ama ben sevmiyorum öyle avangard takılmayı.olayı tüm arabeskliğiyle anlatmayı tercih ediyorum.yalan konuşmiyim neme lazım:)) millet aşık eden kurabiyelerle uğraşırken (bkz LULU ) ben canımı kurtaracak tariflerle uğraşıyorum.. bu da olayı yeterince arabesk hale getiriyor zaten:))

Dün gece yine sevdiğim yemek bloglarını dolaşırken bir tatlı çarptı gözüme.sırf kuru meyve ve yemişlerden müteşekkildi.normalde sağlıklı olmak adına her sabah bir avuç yememiz gereken kuru meyvelerden yemediğim halde bende severek yiyebileceğim duygusunu uyandırdı gördüğüm tarif…gaza geldim açıkcası:))tabii kızcağızın günahını almayayım o pek güzel yapmış çok şık bir sunumla sayfasında yayınlamış.beceriksizlik tamamen bende..
Neyse o gazla indim mutfağa bizim bey ortalarda yok ve bu iyiye işaret zira yapacağım kuru meyve tatlısı için bir miktar kuru kayısı lazım ve bizde varr.ama nasıl var;eşimin sevgili ablasının, sevgili bahçesinde yetişen sevgili kayısılardan, sevgili eleriyle kurutup gönderdiği sevgili kayısılar bunlar.ve eşim onlara resmen gizli hazine muamelesi yapıyor:))


Amaaan bi kasecikten bişey olmaz diyerek ve de mutfağın altını üstüne getirip bir araya topladığım bütün öteki malzemelerle başladım tatlıyı yapmaya.bir heves bir heves bende:))çocuklar gelip olaya vakıf olduklarında ikisi de bööğğk!biz bunu yemeyiz dediklerinde bile bozmadım niyetimi ‘’annecim bu zaten büyük teyzeler için,size uymaz tabii’’şeklinde savdım onları:))


Tariftekilere bir de kendi kafamdan malzemeler katarak (ki en büyük açmazım bu oldu ))hazırlayıp verdim fırına…gidiyorum geliyorum istediğim görüntü bir yana kıvam hiç mi hiç tutmuyor.anladım başıma geleceği ama artık çok geç..fırından çıkardığım kuru meyve faciasını sardım sarmaladım sürüne sürüne yatmaya gittim.hayır içinde o sevgili&sevgili&sevgili kayısılar olmasa dert değil ama onlar ordalar ve benim başımı fena halde derde sokacaklar biliyorum))


Sabah benim koca ağızlı oğlan kahvaltının ortasında yiyecekler gibi sordu
_anneeeeeeeeee!!hani dün gece büyük teyzeler için pişirdiğin tatlı nerdeee!!!
‘’Olum sus!’’falan ı ıh laftan anlamıyor..ben onu susturmaya çalışırken fazla abarttığım için olay şüphelere neden oldu tabii)başka çarem kalmadığı için tatlı ortaya çıkmak zorunda kaldı..ortada bir koca borcam dolusu,yaban mersini,besni üzümü,incir,yine memleketten gelmiş olan badem içi,susam,ayçekirdek içi,fındık,ceviz,susam,kuru üzüm..…ama hiçbiri o kadar malzemenin ortasında sırıtan kuru kayısılar kadar içimi yakmıyor))kıyamet koptu kopacak derken eşim sakin tavırla yüzüme bakıp;

_bundan böyle her başarısız denemenin malzemelerinin yekününü senin harçlığından keseceğim….diyor..
İşte o an benim bittiğim andır…o kayısılar bi servet değerinde )))
Zaten bütün harçlığımı sanatsal faaliyetler uğruna tükettiğim için bu kayısıların borcunu öldür Allah ödeyemem)))

Çocukları okula götürürken ve dönüş yolunda ne yapmalı ne etmeli bunları bi kılığa sokup yedirmeli diye beyin fırtınası yaparken bulabildiğim en iyi çözüm onları kurabiye formatına sokmak oldu…veeee işte huzurlarınızda can kurtaran kurabiye))))

İçinde ne mi var;

Sevgili &sevgili kuru kayısı
Yaban mersini
Kuru incir
Kuru üzüm
Badem içi
Ceviz
Fındık
Susam
Ayçekirdek içi
Bir portakalın suyu
1 su bardağı kadar toz şeker
100 gr yumuşak tereyağ
2 yumurta
Bir pk kabartma tozu
2 su bardağı un
1 su bardağı çavdar unu
Kıvamı ayarlamaya çalışırken az biraz süt
Bütün malzemeyi karıştırma kabında buluşturup kurabiye kıvamını buluncaya kadar karıştırdım.sonra da tezgahın üzerinde merdaneyle açıp bardakla kesip 160 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 15 dakika pişirdim.ancak fırına vermeden evvel tereyağ yumuşadığı için buzdolabında 20 dakika beklettim.
Hani marketlerde satılan müsliler var yaa hiç denemedim ama kullandıklarım aşağı yukarı onun içindeki malzemeler olduğu için çok sağlıklı:))kurabiyeler elde ettim…siz aşık eden tarifleri yiyip kiloları alırken ben sağlıklı kurabiyemi yiyip canımı da kurtarmış olmanın ferahlığıyla sanatsal faaliyetlerime devam edeceğim:)))

18 Şubat 2008 Pazartesi

istanbulda kar ve mahluta çorbası



uyandım....penceremden baktığımda gördüğüm bir öncekinden daha karlı bir gün,karlar altında bir istanbul,karın daha bir yoğun hissedildiği çamlıca...vakit ilerledikçe ara ara yağan kara rağmen bulutların arasından arz-ı endam eden güneş , karın hakimiyetini azaltıyor..hürmüzle ehrimenin hakimiyet savaşını getirdi aklıma bu gözlem...ama aslında ikisinin de savaş etmeyeceğini çok iyi biliyorum.onlar sadece vazifelerinin gereğini yapıyorlar.




neyse ben bu düşünceler içindeyken saat 10.00 olmuş bile..okullar tatil edildiğinden miskinlik jokerimi kullanmışım).kahvaltı hazırlarken evin bahçede yaşayan buçuğuncu ahalisini hatırlıyorum.pencereyi açıyorum,kızııııııım!!diye bağırıyorum gelen giden yok..(bu arada hayvanın cinsiyetini bildiğimden değil,sadece kendime yakın hissettiğim için 'kızım' diyorum ona.biz çift almıştık teki ölünce kalanı kızımız olmak zorunda kaldı)bakınıyorum bizim çakma kızdan hiç hareket yok.etraf tavşan izleri dolu ama ne bilirim ben iz sürmeyi.evdeki gerçek kıza sesleniyorum.git şunu bul da yiyecek bişeyler ver diye.fırlıyor,çünkü onun tavşanı..az sonra aşağıdan sesleniyor.'anneeeeeee!hiçbir yerde yoook!'haydaaa!5 dakika sonra bütün ev neredeyse bir 911 hassasiyetiyle karda mahsur kalmış tavşan aramaya çıkıyoruz)izler sürülüyor ama her nasılsa fasit bir daire içinde dolaşıp durduğumuzu anlıyoruz bir süre sonra.bizimkisi hernekadar bahçe tavşanı da olsa doğal hayatın tüm inceliklerini çözmüş çakalll:))ciddi anlamda ''vah vah!!tüh tühhh!kesin karda donup gitti zavallı..''şeklinde ağıtlara başlamışken bizim gerçek kızın gözleri parlıyor.'buldum onu' diyor.sen kalk gül gibi yuvan dururken git taa evin inşaatından kalma bir kaç ıvır zıvırın olduğu köşeye saklan bir de saklambaç oyna bizimle... ama kimin umurunda):)hanımsultan muamelesi görüyor bir süre.gelsin havuçlar ,gitsin lahanalar,o yerken bir yandan da başını okşamalar,canım canım canımmmlar:))ama uzun sürmüyor tabii evli evine köylü köyüne tavşan da yuvasına...



şimdi bu yazıyı çorbaya nasıl bağlayacağımı bilemiyorum.bunu bağlasa bağlasa sevgili missss bağlar ancak:))bu arada misssin sayfasında da mahlutanın farklı bir versiyonunu okuduğumu hatırlıyorum..




tencereye yağı koymuş soğanı doğramaya hazırlanırken aklıma geliverdi mahluta çorbası..hemen bildiğimiz mercimek çorbasından çark edip onu pişirmeye karar verdim.baharatlı baharatlı kış gününde içimizi ısıtır diye düşündüm..


önce tenceredeki 3 kaşık zeytinyağına azıcık salça ve bir kaç diş kıyılmış sarmısak ilave edip karıştırdım,az biraz etsuyunun üzerine bir litreye tamamlayıncaya kadar su ekleyip bir kaç dilim havuç ve bir kase mercimekle haşlanmaya bıraktım. 2 orta boy soğanı piyazlık doğramaya başladım.onları bir tavada önce ağzı kapalı yumuşatıp sonra da kapağı kaldırıp harlı ateşte karıştırarak karamelize ettim.mercimek pişince içine yarım tatlı kaşığı kimyon, bir tutam köri(benim eklemem)ve bir tutam da kekik ekleyip servis ederken üzerine karamelize soğanlardan birer kaşık pay ettim...ilk olarak hazır çorba şeklinde yediğim mahlutayı sonraları portakal ağacından bulduğum tarifiyle çok kez denedim..bizde mercimek çorbası zaten sevildiği için buna da kimsecikler itiraz etmedi.

15 Şubat 2008 Cuma

onuda isterem mendee bunuda isterem mendee...

canım lulum beni sobelemiş.aslında epey düşündüm bazılarını cevaplayabilmek için.onun için bu kadar sürdü lulum:))

hadi bakalım başlayalım ne çıkarsa bahtımıza):);

ilki gerçekleşemesini istediğim hayallerim... hmmmm;

bir defa herşeyden evvel mahşer gününde amel defteri sağ eline verilenlerden olmak ve sevdiklerimle cenette de birlikte olmak istiyorum...

dünyada hiiiç aç insanın ,bilhassa çocuğun kalmamasını istiyorum.sonra yine bütüüüün dünyada toplu halde ya da bireysel olarak birilerinin ötekilere tahakküm etmeye çalışmaktan vazgeçmesini istiyorum.tv lerde gazetelerde sokak ortasında ya da pazar yerlerinde dağılmış,parçalanmış insan cesetleri görmek yerine,insanların insanca yaşadıkları iyilikleri ve güzellikleri paylaştıkları sahnelerin resimlerini görmek istiyorum..

sonra ülkemizin dünyanın süpper gücü olmasını istiyorum...sahip olduğumuz evrensel insani değerler sayesinde osmanlı gibi bütün dünyada adaletin teminatı bizim ülkemiz olsun istiyorum..

sonracımaaa geleneksel sanatlar deyince insanların aklına ilk benim adım gelsin istiyorum:))(sanatçı hassasiyeti dedikleri bu olsa gerek:))... sergilerimde insanlar kuyruğa girsin eserlerimi görebilmek için...birsürü talebem olsun ve ben tıpkı şimdiki minyatür hocam AYNUR GÖKSU hanımefendi gibi çok sakin,çok vakarlı,çok anaç bir tavırla talebelerime bu sanatın inceliklerini öğreteyim istiyorum...

hımm bir de Çamlıca eteklerinde boğaz manzaralı ''LEYYA GELENEKSEL SANATLAR ATÖLYESİ''ni kurmak, ömrümün sonuna kadar orada talebe yetiştirip,kendimin ve onların eserlerini sergilemek istiyorum ama boynuzun hiçbir zaman kulağı geçememesini istiyorum:)))))(döner yemek istiyorum ama dönmesin istiyorum gibi bir durum sözkonusu)

bakalım daha başkaaa,

kızımla oğlumun aynı koltukta bibirlerini tepmeden oturdukları günleri görmek ...

ayın 15 gününü evde kalan yarısını da seyahatte geçirmek ....

yurt dışındaki sergilere katılabilmek....

azalan su kaynaklarımızı herkesin bilinçli olarak kullandığını bilmek...

istiyorum_mek ....(burdaki ''mek'' tamamen kafiye amaçlıdır:))

şimdiii,yapmayı ertelediklerimmm;

aslında çok tezcanlı olduğumdan ve de aklıma düşenin anında peşine de düştüğümden bu kısma fazla birşey yazamayacağım.aklıma gelen tek şey ;

ebru teknemi açıp birsürü laleler,sümbüller, papatyalar,taraklı ve şal desenli ebrular yapmak...ama ertelememin nedeni var. zamansızlık....yoksa teknede boğulmak istiyorum neredeyse:))

bir daha dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa;

bazı pişmanlıklarımın dışında yine aynı hayatı yaşamak isterdim..

geleneksel sanatlarla daha küçük yaşta tanışmış olmak isterdim..

şimdi , hayatta öğrendiğim 3 şey ;

korkunun ecele faydası yoktur...

kınayıcının kınadığı başına gelmeden ölmez....

turşu yaparken asla şebeke suyu kullanmamalıyım...

ferhat göçer iyi bi şarkıcıdır:)))

(3.5 oldu eee olsun)

şimdi sırada bir renkli resim varmış yayınlamam istenen;



tabii ki kendi öz kaynaklarımdan faydalandım:))tmm piyazlıktan terfi etmiş olabilir ama bayılıyorum ben böyle renkli canlı salatalara....evdekilerinde şikayeti olmayınca zevkle yiyoruz..