12 Aralık 2007 Çarşamba

ÇİĞ BÖREK






















Adettendir eski yıl bitip yeni yıl başlamak üzereyken geçen bir yılın panoraması çıkartılır.geçen bir yıl irdelenir,heybede ne varsa dökülür saçılır çetelesi tutulur..tabii bütün bunlar kimselerin görmediği ,müdahaleden uzak,kıyılarda köşelerde yapılır.eğer bunu herkeslerin gözü önünde yapabilecek babayiğit varsa elini öper başımın üzerine koyarım ..
Neyse oturdum dökülüp saçıldım bi güzel,hatta ilk defa bu kadar sistematik çalıştım bile diyebilirim.
Sonuç olarak geçen bir yıl içinde bende derin iz bırakan kendi çapımda birkaç faaliyetten başka bir şey bulamadım.oturup kendime acımaya başladım..bir daha asla 2007 yılı olmayacak,çocuklarım bir daha bu yaşlarını yaşamayacaklar ben de öyle tabii ve daha birsürü şeyy)kendime acıma faslı uzun sürmedi tabii insan düştüğü yerden kalkar misali,bu gidişe hemen bir dur demem gerektiğini düşündüm.acaba bunda birkaç zamandır okuduğum oğuz saygın’ın ‘ negatif limanlardan pozitif sulara’ ya da Muhammed şucai’nin’ ne idik, ne olduk, ne olabiliriz’ adlı kitaplarının bir etkisi var mıdır?sanırım vardır))tmm tmm kesinlikle var)çok fena gaza gelmiş bulunmaktayım her an kendim ve iktidar alanlarımla ilgili yeni kararlar alıp duruyorum.tabii iktidar alanımda bulunanların henüz bu yeni uygulamalardan haberleri yok.tasarıyı henüz oylamaya sunamadım, çıkabilecek hertürlü olumsuzluğa karşı bir b planı hazırlamadan da sunamam))oooooof hayat ne zor..buna da şimdi karar verdim mesela))ama diyor ki oğuz saygın ;başarısızlık diye bir şey yoktur,sadece sonuçlar vardır..ne demekse)) bu arada kitaptan bir de fıkra kaldı aklımda;iki arkadaş milli parkta dolaşırlarken karşılarına azgın bir ayı çıkar.biri hemen kaçmayı önerirken öteki oturup sakin sakin spor ayakkabılarını giyinmeye başlar.arkadaşı;_ne yapıyorsun ayıdan hızlı koşacağını mı sanıyorsun. deyince beriki cevap verir;_yoo!senden hızlı koşmam yeterli))işte modern zamanın kişisel gelişim yaklaşımlarından iki örnek.’’başarısızlık diye bir şey yok’’muş ve ‘’ayı illede birini yiyecekse, arkadaşınızı yesin’’miş…hihoha yani…
Neyse onu da geçelim bi kalem…hatta bütün bu uzun ve sadece beni bağlayan yazıya çiğbörek tarifiyle hepten bir son vereyim diyorum.

Hamuru için;
4 su bardağı un
1,5 su bardağı su(hoç bu miktarlar nedense kişiden kişiye değişiklik arzeder.siz azar azar ekleyerek kulak memesi kıvamında bir hamur elde etmeye çalışın yeter
1 yumurta
Az biraz tuz

İç malzeme;
250 gr kıyma
Bir ince doğranmış domates
İki orta boy rende soğan
Az karabiber
Arzuya göre az biraz maydanoz
Veee tuz
Kızartmak için de bol sıvıyağ

Yapılışı: Hamur malzemelerini karıştırıp kulak memesi kıvamına getirmeyi başardıktan sonra bir saat kadar üzeri nemli bezle örtülü halde bekletin.
Beklerken iç malzemeyi hazırlayın .teferruata girmiyorum zaten herkesin bildiği aşamalar bunlar(diye düşünüyorum)
Dinlenen hamurdan cevizden büyük mandalinadan küçük( gülün gülün:)) parçalar koparıp unlu zeminde merdaneyle açın .yarısına iç malzemeden sürüp kalan yarıyı üzerine kapatın ben bi de çatalla şekil yapıyorum hem de açılma riskini minimuma indiriyor.bol yağda kızartııın.

Afiyetler şekerler olsun..

3 yorum:

Papatya Prenses dedi ki...

İyi hoş da sen bunları hangi ara ekledin bacım ya:))
Çiğ börek şahane, yazı da öyle. sen gel bir de ben de bir günün muhasebini oku:))

Selin dedi ki...

Çok nefissss!!! Eskişehir'de çok yerdim. Burda hiç yemedim. Ellerine sağlık canım. Sevgiler...

Mutfak Havlusu dedi ki...

şimdi eskişehirde olmak vardı
sonra o güzelim tabakta gelen bir porsiyonu aman çok diyip yarım istememek vardı:(((
:)))
başka yerlerdede yedim amma velakin cidden orda başka ve bir porsiyonda 5 tane geliyor yanınada mis gibi ayran:)))
bu güzellik şimdi acıktırdı:)))
ellerine sağlık.